Zamanda Yolculuk ve Sinema

Genelde çoğumuzun aklına zamanda yolculuk etme düşüncesi gelmiştir. Geçmişi değiştirmek ya da geleceği görmek.  Kaçımız “Ah bir zaman makinem olsa da şunu yapardım”ı içinden geçirmedi ki? “Zaman Makinesi”. Kulağa çılgınca geliyor değil mi?

Bu yazıda sizlere Zaman Makinesi ve Zamanda Yolculuk temalı sinema filmlerini anlatacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben konuya farklı bir açıdan bakmak istiyorum. Öncelikle “Zamanda Yolculuk”’u ele alacağız.

73703115

Bilindiği üzere 3 boyuttan oluşan bir evrende yaşıyoruz. Ya da Albert Einstein bunun böyle olmadığını bizlere gösterene kadar. Einstein’ın izafiyet teorisi bize dördüncü bir boyuttan bahseder. “Zaman Boyutu”. İlk üç boyut; İleri-Geri, Sağa-Sola, Yukarı-Aşağı şeklindedir. Dördüncü boyut zaman bu boyutlarla iç içe geçtiği için zaman boyutunu görememekteyiz. Ama yapılan deneylerle zamanın kısalıp uzadığını bilmekteyiz artık. Yani teoriksel olarak “Zamanda Yolculuk”un  var olduğunu kabul etmek zorundayız.

191750

Zamanda yolculuk olgusunu kabul ettikten sonra bunun nasıl olabileceğini düşünmeliyiz. Geçmişe nasıl gidilir? Gidilen geçmişe etki edilir mi? Geleceğe gidilir mi? Bu sorulara cevaplar farklı olmaktadır. Kimilerine göre zaman ileriye doğru aktığı için geçmişe gidilemez. Sadece geleceğe gidilebilir. Bu sadece geleceğe gidebilme olasılığı sizleri pek tatmin etmeyebilir. Geleceğe gittiniz. Gelecekte olacak önemli olayları öğrendiniz. Ama bu zaman dilimine göre geçmişte kalan “sizin şimdinize” gidemeyeceksiniz demektir. Gelecekte hapis kalmanın tam karşılığı budur herhalde.

İkinci düşüncede ise geçmişe gidebilme olasılığı vardır. Ama bu da beraberinde paradoksları getirir. Geçmişe gözlemci olarak gidebileceğini söyler bazı bilim adamları. Çünkü eğer geçmişe müdahalede bulunursanız, geleceği değiştirebilirsiniz. Buna da “Kelebek Etkisi” denir bilindiği üzere. Geçmişe gözlemci olarak gitmedeki en meşhur paradoks “Büyakbaba Paradoks”’udur. Eğer gerçekten gözlemci olarak değil de olaylara müdahil olarak geçmişe gidebilirseniz ne olacağını söyler sizlere.

110315163330-large

Buna neden Büyakbaba paradoksu dediklerinden başlayalım söze. İnsanların hayata gelişinde annelerin rolü çok büyüktür elbette. Bizleri 9 ay karınlarında taşırlar. Ama bir insanın var olup olamama durumu kesinlikle erkek cinsiyetiyle alakalıdır. Aslında sizleri hiç var olmadan önce genlerinde taşıyan babalarınızdır. Yani babanız başka geçmişte başka biriyle birlikte olsa da sizin yine var olma şansınız vardır. Tabi görünüşünüz ve de karakteriniz değişik olarak. İşin özü var olmanızı babanız belirler.

Şimdi gelelim paradoksa. Geçmişe gittiniz. Büyükbabanızı evlenmeden ve çocuk sahibi olmadan önce öldürdünüz. E ne oldu şimdi? Büyükbabanız yaşamadığı için babanız da hiç doğmamış oldu. Babanız doğmadığı için sizde doğmadınız hiç. Alın size evreni çökertecek bir paradoks. Nedeni de şu: Siz doğmadınız. Doğmadığınız için geçmişe gidip büyükbabanızı öldüremediniz. Büyükbabanızı öldüremediğiniz için yaşamaya devam etti. Siz doğdunuz. Geçmişe gittiniz. Onu öldürdünüz. Ve bu kısır döngü sonsuza kadar devam eder. Bu yüzden geçmişe müdahale edemezsiniz fikri çıkmıştır. Ama bu paradoksun çözümü de vardır. Çoklu evrenler teorisi.

040510_ha_tarif2

Çoklu evrenler teorisi bizlere bizim evrenimize benzer ama farklı seçimlerle ilerleyen başka evrenlerin olduğunu söyler. Bu teori sayesinde geçmişe gidip olaylara müdahale edebiliriz. Büyükbaba paradoksunda bizim evrenimize paralel bir evrenin geçmişine gittiğimizi düşünelim. O evrende yaşayan başka bir “biz” vardır. O evrende büyükbabamızı öldürürsek o evrendeki “biz” in doğmasını engellemiş oluruz. Asıl biz kendi evrenimizde yaşamaya devam edebiliriz. Bu düşünce ile çoğu kişinin aklından geçirdiği Adolf Hitler’i 2. Dünya savaşından önce öldürme düşüncesini gerçekleştirebiliriz. Ama ne yazık ki kendi evrenimize bu yansımayacaktır. Şayet gittiğimiz o evrende kalma gibi bir düşüncemiz yoksa:D

Geleceğe gitme fikrinde de şu sorun vardır. Kendimizi gelecekte ziyaret edebilir miyiz? Mesela otuz sene sonraki benle tanışabilir miyim gelecekte? İlk teoriye göre bu mümkün olmayacaktır. Çünkü ben otuz sene boyunca buralardan kaybolmuş olacağım. Ailem kayıp ilanı verecek ve beni arayacaklar. Bu yüzden yaşanmış bir geleceğim olmayacak. Ama ikinci teoriye göre gelecekteki beni ziyaret edebileceğim. Ama paralel evrende ve benden farklı seçimler yapmış olan bir “beni”.

Konu şimdi zamanda yolculuğu anladık ta zaman makinesi nasıl olacak diye sorgulamaya geldi. Einstein’a göre zamanda yolculuk için bir uzay mekiğine sahip olmalıyız. Bu mekikle ışık hızında (Saniyede yaklaşık 300.000 km) gitmemiz gerekmektedir. Ama bu pratikte mümkün değildir. Artan hızla beraber kütlemizde artacaktır. Kütle artıkça bu hıza ulaşmamız mümkün olmayacaktır. Bu hıza sadece atomaltı parçacıklar ulaşabilmektedir. Kütlemizi o kadar küçültmeyi başardığımız zaman bu mümkün olabilir sadece. Onun da nasıl olacağı büyük bir muallak.

İkinci durum evrendeki solucan delikleridir. Eğer bir solucan deliğinin içinden geçebilirseniz zamanda yolculuk yapabilirsiniz. Sorun şu ki bu deliği nerede bulacaksınız, oraya nasıl gideceksiniz, o deliklerden geçebilecek  kadar nasıl küçülebileceksiniz? Göründüğü üzere bir zaman makinesi yapmak günümüzde ve yakın gelecekte imkansız bir şeydir.

Zamanda yolculuk, zaman makinesi dedik te bunların sinema ile ne alakası var diye düşünüyorsunuz şimdi. Yıllarca zaman makinesi yapabilme fikri benimde beynimi kurcalamıştı. Ve sonunda tam olarak sayılmayacak olsa da kendi zaman makinemi buldum. Sinema bir zaman makinesidir aslında.

Sinemanın büyüsünün sadece hayallerimizi beyaz perdeye aktarmak olmadığını anladım en sonunda. Sinema bence videolu tarih atlası gibi bir şey. Geçmişi izlersiniz onda. Filmlerdeki aktörler hiç ölmez. 80 sene önceki filmi izlerken o anı yaşarsınız. Bir nevi geçmişe giden gözlemci olursunuz. Eski bir filmi izlediğinizde o anın dokusunu hissedersiniz. O anı yaşamaya başlarsınız. Charlie Chaplin hala yaşayıp o ilginç yürüyüşünü sürdürmektedir. Kemal Sunal hala gülümsemektedir size. Adile Naşit sizlere kuzucuklarım demektedir. Münir Özkul hala “Ben size okulda sigara içilmeyecek demedim mi? Demektedir.

Charlie-Chaplin   5_2013613121610    adileteyzemo8oe6   72271

Zamanın bir ruhu varsa o da sinemadır bence. Bizi alıp götüren. Geçmişi sorgulatan. Geleceği düşündüren. Ondan bazı sinema filmlerinde kendimizi buluyor değil miyiz?

Yazının başında değindiğim bilimsel konulu gayet güzel işlemiş olan filmlerden de bahsedelim o zaman. Sinemada bir kült yapım olan “Back To The Future” yani “Geleceğe Dönüş” serisi hiçbir zaman izlenebilirliğini yitirmemektedir. Ah bir de şu 2015 tahminlerinden bazıları gerçekleşseydi fena olmazdı. Uçan arabalar mesela:D

original  BackFutureflyingcar

Geçmişle oynamanın ne kadar tehlikeli olabileceğini ilk bize Geleceğe Dönüş filmleri göstermişti. Onun ardından “Butterfly Effect” “Kelebek Etkisi” filmiyle bu tavan yapmıştı. Bozulan geçmişin geleceğe etkisini hemen gözlemliyorduk. Bu filmler en popülerleri şu ana kadar bahsettiklerimizin. Çoklu evrenler teorisini en güzel şekilde bizlere aktaran iki film bulunmakta. İlki daha bilimsele kaçan “The Thirteenth Floor” filmidir. Eğer daha romantizm kokan bir film arıyorsanız “Sliding Doors” filmini izlemenizi öneririm.

butterfly    the-thirteenth-floor_88789   sliding_doors

Zaman makinesi 1960 yapımı filmini izlemeyi tavsiye etmeden ve yazarı H. G. Wells’e selam göndermeden de yazımı sonlandırmak istemem.

time_machine_05

Sinemada Zamanda yolculuk temalı filmler daima izleyicisini buluyor. Hatta diziler bile. Öyle olmasa “Doctor Who” dizisi 50. Yılını kutlayarak rekor kırıyor olmazdı.

doctorwho

Yazımız sonunda sizlere şunu söylemek istiyorum. Geçmişi bilmeyenler bir gelecek kuramazlar denir. Geçmişi gözlemlemenin en kolay yolu film izlemektir. İster 80 yıllık olsun isterse 1 yıllık. Film izlerken ayırt etmeyin. Eski filmmiş ne önemi var demeyin. Çünkü o eski filmler bir nevi “Zaman Makinesi”. Sadece sizin başlat tuşuna basmanızı bekliyorlar o kadar…

 

Sabri KURBAN

 

Bir cevap yazın